Şiddetsiz İletişim notlarımın son bölümüne hoşgeldin. Diğer iki yazımı okumadıysan seni önce şuraya, sonra da buraya alayım. Kaldığım yerden devam ediyorum.
İstek/Rica
Gönülden, olumlu bir dille ve ihtiyaca yönelik isteklerimiz/ricalarımız ilişkilerimizde ihmal ettiğimiz bir konu maalesef. Çünkü istek ve ricalar karşısında “hayır” yanıtını almaktan korkuyoruz. “Hayır”ı kabul etmiyoruz. Bu sebeple çoğu kez talep ediyoruz. Sevgili Vivet’in söylediği şu cümle hepimizi güldürmüştü: “Talep edecekseniz karşınızdakini oyalamayın; ‘bu bir rica değil, taleptir’ deyin, net olun!” Çok doğru. Bazen o kadar karmaşık bir dil kullanıyoruz ki karşımızdaki bizim istekte veya ricada bulunduğumuzu mu, talep mi ettiğimizi anlayamıyor.
İşte burada istek ve ricanın önemi açığa çıkıyor. Çünkü istekte veya ricada bulunmak bizi neyi neden istediğimizi ifade etmeye, ihtiyaçlarımızı ve duygularımızı ortaya koymaya yöneltir. Bir diğer nokta, istek/ricada bulunduğumuzda karşımızdakinden “hayır” yanıtını alabiliriz. Ama burada mühim olan karşımızdakinin “hayır”ını anlamaktır. Çünkü bu “hayır”ın içinde, başka bir şeye denilmiş bir “evet” vardır ve biz bunu anlayabilmeliyiz. Bunu anlayabilmek çok kıymetli bir çaba... Bu çabayla karşımızdakinin ihtiyacının temeline inmiş, neye evet dediğini anladığımız zaman bağlantı kurmuş ve “hayır”ını kabul etmiş oluyoruz. Bilmem, anlatabildim mi.
Şiddetsiz İletişim’in bu dört bileşenini uygulamaya başlar başlamaz bir şeylerin değiştiğini ya da daha doğrusu dönüştüğünü görüyor insan. Adım adım, gün gün farklılaşıyor. Başlarda, yaptığınız gözlemleri ifade ediş biçiminiz değişiyor. Sonrasında duyguların ve ihtiyaçların farkına varma, bu ikisini birbirinden ayırt etme süreci başlıyor. Şiddetsiz İletişim sürecini yaşarken hissettiğim “yapamayacağım galiba” hissi zamanla silikleşiyor.
Empati
Dillere pelesenk olmuş empatiyi konuştuk sevgili Vivet’le. Hem de daha önce hiç konuşmadığımız kadar. Bildiğimizi, uyguladığımızı zannettiğimiz şeyin empati olup olmadığını, “empati nedir ve ne değildir”i konuştuk derinlemesine.
Şiddetsiz İletişim sürecinde uygulanan “can kulağı ile dinlemek” ile “empatiyle dinlemek”i bir potada eritmeye çalıştık. “Empatiyle anlamak”a giriş yaptık.
Empati yapabilmek için kendimizi bir süreliğine bir kenara bıraktık ve karşımızdakinin dünyasına onu ziyarete gittik. “O” olmak nasıl bir şey, buna yoğunlaştık. “O” olabilmek için onun ihtiyaçlarının temeline inip bağlantı kurmaya çalıştık. “Kim haklı, kim haksız”ı bir kenara bırakıp can kulağı ile dinlemeye, anlamaya yönelik yargı içermeyen sorular sorduk karşımızdakine. Karşımızdaki kişinin kullandığı “söz”lerin O’nun için ne anlama geldiğini anlamaya çalıştık, anlamlarımızı paylaştık.
Teselli etmedik, oyalamadık, “boşver” demedik, öğüt vermedik, o konuşurken kendimizden örnekler vermedik, tavsiyede bulunmadık, analiz etmedik, hemfikir olmadık, sorgulamadık, felsefe yapmadık, hafife almadık, düzeltmeye çalışmadık. Ama dinledik. Can kulağı ile dinledik.
“Peki nasıl dinlediniz? Can kulağı ile dinlemek nasıl bir şey? Şiddetsiz İletişimin yolu yordamı nasıl?” diye soran meraklıları için Şiddetsiz İletişimi önce sevgili Vivet Alevi’den dinlemelerini, sonra da Marshall B. Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili” kitabını okumalarını şiddetle değil, gönülden tavsiye ederim.
Yorumlar